
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu
seyret ki bu tehdide güler! |
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı
göğsündeki kat kat iman? |
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun'-i bedi'im,
onu çiğnetme" dedi. |
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi
nâmusunu, çiğnetmeyecek. |
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa,
dünyâda eğilmez başlar... |
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna,
yâ Rab, ne güneşler batıyor! |
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek
öpse o pâk alnı değer. |
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in arslanları
ancak, bu kadar şanlı idi. |
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni
tarihe" desem, sığmazsın. |
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak
ebediyyetler eder istiâb. |
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini
duysam da geçirsem taşına; |
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem
bütün ecrâmıyle; |
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli
Süreyyâ'yı uzatsam oradan; |
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece
mehtâbı getirsem yanına, |
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana. |
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi
göğsünde kırıp parçaladın; |
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a'sâra
gömülsen taşacaksın... Heyhât! |
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... |
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, |
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber. |
Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez !